» Ana Sayfa
   » X-Files Nedir?
   » FORUM
   » X-Cast
   » Bölüm Rehberi
   » Bölüm Adları
   » Mitoloji
   » Senaryolar
   » Fanfiction
   » Fanart
   » Basında X Files
   » X-Sözlük
   » Bilmedikleriniz
   » The X Team
   » Etkinlikler
   » Linkler

 


Dizi ve sayfa ile ilgili her
türlü soru ve önerinizi
faq@thexfiles-tr.net
adresine yollayabilirsiniz!

 
 
 X – Files, Paranoya ve Komplo: ‘70’lerden ‘90’lara… -1- :...


Dizinin 6 sezonunu geride bıraktığımız ve 7. sezonunu izlemek için CNBC-E’nin tekrarlarının bitmesini beklediğimiz şu günlerde, elime geçen bir makaleyi sizlerle de paylaşmak istedim. Douglas Kellner tarafından yazılan ve Burçin S. Yalçın tarafından çevrilen bu makale, X-Files’ın işlediği konular, bunların toplum üzerindeki etkileri ve Amerikan tarihi içerisindeki yerlerini anlatmakta. Makale 25. Kare Dergisi’nde yayınlamış. Ben de noktasına, virgülüne dokunmadan aynen bilgisayara aktardım. Henüz 7. sezona geçmemişken geçmiş 6 sezonu genel olarak ele alan bu yazıyı okumak umarım hoşunuza gider.

Beri



X – Files, Paranoya ve Komplo: ‘70’lerden ‘90’lara…


Komplo ve paranoya çağında mıyız? Yaratıklara ve uzaylıların dünya dışına kaçırmalarına ilişkin olarak Birleşik Devletler’de yayımlanan kitaplar en çok satanlar listesindeler ve bu konuya eğilen TV belgeselleri de çoğalmakta. Sağkanat paramiliter gruplar sayısız siyesi komplo olduğunu iddia etmekte ve hükümet hedefleri nezdinde ilerlemektedir. Internet komplo siteleri ve sohbet odaları artmakta ve siyasi söylenti ve tartışmalara eğilen radyoların başarılarından bahsedilmekte. Amerikan politikası, medya kültürü ve günlük yaşamı; bireylerin kendi kurumlarının kontrolünü ve hatta karmaşık bir toplumun entrikalarının haritasını çıkarmak ve bunları anlamak yeteneğini kaybettiği popüler bir paranoya ve komplolu korku ve büyülemelerle doyurulmuş gibi görünürken, popüler TV dizileri ve filmleri yönetimsel, şirketsel ve dünya dışı komploları bol bol göstermektedir.

Gerçi komplo düşüncesi, Richard Hofstadter’in “Amerikan politikasının paranoid biçimi” olarak adlandırdığı gibi, Amerikan deneyiminin genel özelliği haline gelmekte. O halde, böyle bir şey söz konusuysa, komplocu ve popüler paranoyanın bugünkü dalgasında yeni olan ne? Bu soruları aydınlatmak için, 1970’lerin şirketsel ve siyasi komplo filmleri türü ile popüler televizyon dizisi X-Files’ı karşılaştıracağım. Bu çözümleme ABD toplumunun kurumlarındaki büyüyen bir güven krizini ve önceden biraz muhafazakar bir ideolojik makine olan şebeke televizyonunda bu kurumları ve bunların ideolojisini eleştirmek için açıklığı gösterecek. Bununla birlikte, X-Files’ın eleştirisinin ideolojik söylev ölçütlerinin sınırları dahilinde işlemesini ve bilinmezliğiyle, muhafazakar bir Yuppie ideolojisinin inşasıyla ve romantik bireyselliğin geleneksel mecazlarıyla bu eleştirinin işlerliliğinin baltalanmasını da tartışacağım.

X-Files (1994-….) ile 1970’lerin komplo filmlerini karşılaştırdığımda, insanların sezgisel olarak ve bazı durumlarda da ussal olarak inandıkları ancak belgelenmesinin zor olduğu komploların temsilleri için medya kültürünün ayrıcalıklı bir araç sağlamasını delil olarak göstereceğim. Yalnızca ‘70’lerin siyasi ve şirketsel komplo filmleri, günün iddia adilen komplolarını sunmak ve açıklanmak için temsillerin geleneksel gerçekçi biçimleri ve sistemli türlerini sağlarken, X-Files’ın, belirli temsil stratejileri ve temasal mecazlar çizen postmodernizmin estetiğini yerleştirişini de tartışacağım. Gerçekten de bazı durumlarda X-Files’ın eski Hollywood komplo türlerinin kendisinin postmodern bir pastişi olduğunu ama eski medya kodlarını karıştırıp buradan hareket ettiğini göreceğiz.

1970’lerin Hollywood Filmlerinde Komplo, Paranoya ve Medya Kültürü:

1960 ve 1970’lerde Amerika toplum ve siyasetinde yaygın ve şiddetli komplolara ilişkin olarak popüler bir söylev serpildi. John ile Robert Kennedy ve Malcolm X ve Martin Luther King gibi siyah politik liderler ve Kara Panter partisinin liderlerinin uğradığı suikastlerden sonra politik komplo raporları FBI, CIA ve Ulusal Sinema Devleti’nin diğer kolları gibi kurumların sık sık sorgulanmasını yaygınlaştırdı. Vietnam Savaşı’nın görünürde sonu gelmez uzunluğu, Birleşik Devletler’in dünya çapındaki gizli ve açık müdahaleleri ve Birleşik Devletler Hükümeti onaylı suçların ifşasının sabit bir şekilde ilerlemesi gelişti. Watergate Skandalı’nda Nixon Yönetimi dahilindeki sistematik kanun ihlallerinin açığa çıkmasıyla ana medya, komplo izlekleri yazmaya başladı ve söylevleri, Ulusal Savunma Devleti’nin eleştirilmesi ihanete eşitken, Soğuk Savaş boyunca öncelikli olarak kutsal olan kurumların eleştirilmesinin araçlarını tedarik etti.

Aynı süreç boyunca, güvensiz arabalar ve başka ürünler üreten, bilerek ve isteyerek çevresel tahribata neden olan ve potansiyel olarak korkunç nükleer enerji tesisleri ve silahları geliştiren Birleşik Devletler şirketlerinin belirmesi dev ekonomik kurum ve örgütlere karşı bir güvensizlik oluşmasına yardımcı oldu. Nüfuzlu hükümete ve şirket güçlerine duyulan şüphe, yeni komplo filmleri türlerinde medya kültürüne geçirildi. “Executive Action” (1973), “The Parallax View” (1974), “Three Days of The Condor-Akbabanın Üç Günü” (1974), “The Domino Principle” (1975), “All The President’s Men-Başkanın Tüm Adamları” (1976) ve “Twilight’s Last Gleaming” (1979) gibi siyasi komplo filmleri önemlidir; çünkü bunlar kötülüğün kaynağının bu kurumlar olduğunu belirterek genellikle ABD kurumlarını onaylayan önceki Hollywood politik gerilimlerin kutuplaşmasını tersyüz ederler. Bunlar 1990’larda bir intikamla dönecek olan bir temayı yani hükümet kurumlarına karşı duyulan korku ve güvensizliği şifrelerler ve siyasi kurumların sıradan vatandaşların ve demokratik politik süreçlerin mevzilerinin dışında olduğuna ilişkin paranoid bir duyguyu beslemişlerdir.

“Executive Action” Kennedy suikastinin kurgusal bir yeniden yaratımını, belki de komplosal imgeselliği diğerlerinden daha fazla sağlayan ve çıkarılan pek çok kitap ve internet sitelerindeki tartışmalarla kanıtlandığı üzere hala komplo teorileriyle zihinleri meşgul eden bir olayı ve medya kültüründe ölümünden sonra devam edişini sunar. Film muhafazakar değerlere karşı bir tehdidi kurumsallaştırdığının ortaya çıkmasından sonra suikaste uğrayan Kennedy üzerine sağkanat bir komplo niyetini betimlemek için yarı belgesel biçim gerçekçiliğinin geleneklerini yerleştirir. Öykü ve kareler J.F.K.’in son derece liberal olduğu için öldürüldüğünü ve muhafazakar düzenbazların, onun petrol tüketim ödeneklerini keseceğinden, Vietnam Savaşı’nı sona erdireceğinden, Sovyetlerle barış yapacağından ve sivil haklar hareketlerini güçlendireceğinden korktuklarını iddia eder. İlkin Burt Lanchester’ın oynadığı güçlü bir petrol kralı komploya katılmayı reddeder; fakat bir dizi Kennedy konuşmasının televizyon kliplerini gördükten sonra komploya katılır.

Komplo ve paranoya ethos’u; “Klute” (1971), “The parallax View” ve “All The President’s Men”i içeren ve “paranoyak üçleme” olarak etiketlenen bir dizi Alan Pakula filminde teşhir edilmiştir. “The Parallax View” politik bir suikast bürosunu açığa çıkaran araştırmacı gazeteci Joe Frady’yi (Warren Beaty) anlatmaktadır. Öyküleme başta komployu açığa çıkaran gazetecinin bakış açısını varsayar; ancak gözlenen, Parallax şirketince kullanılan ve sonunda kendisi suikaste kurban giden Frady’yi göstermek için değişir. Loş ışıklandırma ve ortalanmış kareler izleyiciye gerçekte olup bitmekte olanı görmesi ya da anlamasına izin verilmediğini açık seçik anlatır. Sonuç, bilinmez ve kötü güçlerin sosyo-politik sistemi kontrol ettiği bir huzursuzluk ve paranoya duygusudur. Bu nihilistik mesaj, Frady kötü adamların takibinde karanlık bir toplantı odasından aydınlık günışığına çıkarken görüldüğünde, kodlanmış kurtuluş beklentisiyle “aydınlığa çıkma” göreneğini engelleyen ışığa geldiğinde yatay ateş edilince seyirciyi de can evinden vurur.

Bazı komplo filmleri; kontrol dışı bir evren, zengin bir toplumun gölgelerinde kalan kararmış bir kötülük ve ekonomik ve politik gücün ipini çeken kötücül komplosal güçler duygusunu anlatmak için kara filmin göreneklerini yerleştirir. Pakula’nın “All The Prisident’s Men”i Nixon ve Beyaz Saray’ca gerçekleştirilen Watergate komplosunun anahtar öğelerini ortaya çıkaran Washington Post muhabirleri Carl Bernstein ve Bob Woodward’ın başarılarını yeniden yaratmak için gerçekçiliği ve kara filmi harmanlar. Ki sayısız hükümet suçunun sergilenmesi ve Richard Nixon’ın istifasıyla sonuçlanan bu olay X-Files’ın yaratıcısı Chris Carter’ın söylediğine göre onu derinden etkilemişti. Pakula’nın filmi, politik kirliliğin sistematik karakterini çizmek için karanlık boşluklar, gölgeler ve ortalanmamış kareler kullanır; ancak çürümüş muhafazakar politik sistemin karşısına sistemin –özellikle de medyanın- Capra’vari bir savunmasını sağlayarak, komployu gerçekten ortaya çıkaran ve Nixon Yönetimi’ndeki hainleri istifaya zorlayan erdemli gazetecilerce gerçeğin etkin takibi ve ışıl ışıl aydınlatılmış ofisleri yerleştirir.

Sidney Pollock’ın “Three Days of The Condor”ı Birleşik Devletler’e petrol akışını korumak için Orta Doğu’yu istila etme amacı güden CIA içerisinde dönek bir grubun kötü amaçlarını keşfeden CIA ajanı Joe Turner olarak Robert Redford’u sunar. Film kontrol dışı hükümet ajanlarına ilişkin korkuları ve hilekar ve çarpık birey ve kurumlarla dolu bir evrende kime güveneceğini bilemeyen bir bireyi anlatır. Hemen ardından X-Files, doğruyu keşfetmede ve kötüyle savaşmada başarısız veya farksız olan kariyer düşkünü bürokratlarca amaçlanan hükümet bürokrasileri içerisindeki titiz güçlere karşı “iyi” ajanların benzer bir geleneğini kullanacaktır. “Condor’da Redford’un karakteri komployu açığa çıkarır ve sonlara doğru eski CIA patronuna New York Times’a hikayeyi vereceğini söyler. Yaşlı işçi ona bunu gerçekten yayınlayacaklarından emin olup olmadığını sorar ve film Turner’ın yüzünde belirsizlik içindeki bir bakışta donan bir kareyle sona erer.

Pakula’nın “Klute”u (1971) polis (Donald Sutherland) korumasındaki bir fahişeyi (Jane Fonda) avlayan psikopat bir işadamını anlatır. Son derece karanlık olan film hem iş dünyası ile fahişeliği bir tutar hem de Amerikan iş hayatı kültürü içerisinde bir patolojiyi ifade eden işadamını psikopatik bir katil olarak “normal” gösterir. Sidney Lumet’in “Network-Şebeke”si (1976) tecimsellikle ve şirket paranoyasıyla kirletilen televizyon medyasına saldırır. Bir yayıncı “Biz cehennem kadar çılgınız ve onu artık almayacağız” diye bağırarak ve kendi değerleri için bunu sömüren kural koyucu seçkinlerce kontrol edilen bir sistemdeki popülist öfkeyi sakince söyleyerek hava dalgalarının son derece popüler bir peygamberi haline gelir. Yayıncı medya şirketinin başkanından şunu öğrenir: “Dünya iştir… Yaygın ve evrensel bir kar amacıyla herkesin hizmet için çalışacağı, herkesin bir stok karı tutacağı, tüm gereksinimlerin sağlanacağı, endişelerin yatıştırılacağı, tüm sıkıntıların avutulacağı geniş ve evrensel bir holding…” Filmin yergici finalinde yayıncı bu dinsel öğüdü verir, izleyicisini kaybeder ve rating’leri arttırmak amacıyla bir yayıncılık becerisi olarak şirketi tarafından havada suikaste uğrar.

Şirketsel ve politik komplo filmlerinin pek çoğu temsili gerçekçilik ve bireysel liberalizmin geleneksel Hollywood kodları içerisinde işler. Bunlar iyi ile kötü arasındaki oldukça açık sözlü zıtlıkları gösterir ve gerçekten sonra kötüyle savaşan bireysel arayışçıları olumlu bir biçimde resmeder. Bir sonraki bölümde göreceğimiz gibi X-Files doğaüstücülüğün saldırgan tasviriyle ve bilinmezliğiyle gerçekçilik şifrelerini reddetse de (öğeleri mümkün olduğunca gerçekçi kılmak için dizinin istenmesinde kalıntısal bir gerçekçi etki bıraksa da) bir dereceye kadar bu görenekleri takip eder. Üstelik, göreceğimiz gibi, geleneksel Hollywood komplo filmlerindekilere oranla komploları daha ilginç ve daha karmaşık betimler. Ayrıca X-Files’ın sürekli olarak komplocu ve paranoyak imgeselliğinde olana göre konu, biçim ve politik perspektif seçiminde eskiden daha göreneksel ve muhafazakar olan tecimsel Amerikan şebeke televizyon kurumu dahilinde işlediği göze çarpıyor.

X-Files, Pop Paranoya ve Komplo:

X-Files, Hollywood öncüllerinin komplo ve paranoya motiflerini ele alır ve nüfuzlu kurumların ve kirlilik ile entrikanın tasvirinin eleştirilmesinde daha bile ileri gider. Dizi genellikle 1990’ların televizyon kült hiti olarak alkışlanmaktadır ve komplo ve paranoyanın pek çok katmanını sızdıran medya kültürünün popüler bir aracına daha önce hiç sahip olmamıştır. Dizideki gölgeli hükümetin ve şirket komplolarının dünyası bilinmezliğe, paranormale ve doğaüstüne olan yolculuklar, “Kimseye güvenme!” gibi sıkıntılı öğütler ve nüfuzlu kurumların nihilistik sunumu; fantastiğe, yaratıklara ve hükümet komplolarına olan inanç hızlanırken tarih boyunca sorumlu birkaç noktaya aynı anda dokunur. Fox Mulder (David Duchovny) ve Dana Scully (Gillian Anderson) isimli iki FBI ajanının kahramanlıklarını sunan X-Files; bilinmezliğin klasik figürlerini, bugünkü korkuları ve maddi olarak dönen politik dolapları çizen çağdaş korku ve fantezilerin bir panaromasını birleştirir. Böylece medya kültürünün çağdaş ve ikonik figürlerini kullanır ve günümüz sorunlarını yorumlamak için ve günümüzün belli başlı rahatsız edici görünümlerini temsil etmek için çağdaş tarihsel birey ve olaylara işaret eder. Böyle yaparken de nüfuzlu ABD kurum, ideoloji ve değerleri ile ilgili olarak sorular doğar.

X-Files’ın tematikleri açısından, gerçeğin epistemolojisinin ve bilim ile inanç, irrasyonel olan ile rasyonel olan ve doğal olan ile doğaüstü olan arasındaki ikili zıtlıkların erozyonunun sorgulanmasının yapısal bir postmodern epistemoloji rolü oynadığını iddia ediyorum. Üstelik yaratıklar ve doğaüstü temalarının postmodern bir teknoloji ve insanlık tasviri için alegorik figürler olduklarını ve paranoyak politikalarının da kavramsal çizim ve temsilleri tanrılaştırır gibi görünen temsili zor bir politik karmaşıklığı ve farklılığı resmetmeye yardımcı olmak için paranoyak şüphe ve güvensizliği yerleştiren bir pop postmodernizm olduğunu ortaya atmaktayım. Bununla birlikte, X-Files’ın tamamen postmodern bir fenomen olmadığını, estetik ve tematiklerinin yeni postmodern olanları gösterdiği kadar bazı klasik modernist nitelikler de sergilediğini, dizinin modern ve postmodern arasındaki hileli ve tehlikeli sığlıkları kullandığını ve bu nedenle de –ileride tartışacağım gibi- modern ve postmodern arasında olan zamanımız için uygun bir ikon olduğunu tartışmak istiyorum.



                                                                                                                                                               Devamı>>


TheXFiles-TR isminin kullanım hakları İzmir 14. Noterinden alınan belgeyle sayfamız adına kayıt altına alınmıştır. TheXFiles-TR isminin başka kişi,kurum ve Internet siteleri tarafından kullanılması yasaktır. Site içerisinde yer alan tüm haber, metin, ve diğer içerik thexfiles-tr.net 'e aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz. Sitemizin Beyin Atölyesi, Fanfic, Fanart bölümlerinde yayınlanan yazı, resim vb. eserlerin sorumlulukları, sahiplerine aittir. Alıntı, kopya olduğu anlaşılan eserler derhal silinecektir.

Bu site The X Files hayranları tarafından hazırlanmış, dizinin Türkiye'deki hayranlarına kaynak teşkil etmesi için tamamen amatör sebeplerle oluşturulmuş bir sitedir. 1013 Productions ve 20th Century Fox ile hiçbir bağlantısı yoktur. The X Files ile ilgili tüm haklar, bu şirketlere aittir.

Copyright © 1999-2006 TheXFiles-TR