2x19 :: DOD KALM


SAHNE 1

NORVEÇ DENİZİ, 65 DERECE ENLEM 8 DERECE BOYLAM

('925' adlı kurtarma botu denize indirilir ve gemiyi terk etmeye hazırlanan mürettebatın
sesleri duyulur. İnsanlar bota doğru inmekteyken, kaptan güvertede teğmen ile konuşmaktadır. Kaptan 30'lu yaşlarda, teğmen ise birkaç yaş daha gençtir.)

KAPTAN BARCLAY: Bu bir isyan!

TEĞMEN HARPER: Hayır efendim. Bu bir ölüm kalım mücadelesi.

KAPTAN BARCLAY: Bizim için gelecekler! Yardım gönderiyorlar!

TEĞMEN HARPER: Buraya vardıklarında, çok geç olacak. Aslında şimdi bile çok geç olabilir.

KAPTAN BARCLAY: Bunu yapma! (Kaptan silahını yardımcısına doğrultur) Bu bir emirdir!

TAYFA: (kurtarma botundan) Teğmen Harper?

TEĞMEN HARPER: Kaptan Barclay, isterseniz beni vurabilirsiniz, ama diğerleri gibi burada yok
olup gitmeye niyetim yok.

(Teğmen trabzanın üzerinden atlayarak kurtarma botuna iner. Kaptan silahını indirir.)

TAYFA: Haydi gidiyoruz!

SAHNE 2

18 SAAT SONRA

(Lisette gemisinde, geminin kaptanı ve ikinci kaptan karşılıklı blackjack oynamaktadırlar.)

LISETTE KAPTANI: Bir kağıt daha istiyorum.

(Radar ötmeye başlar. Radara bakıp tam önlerinde bir botun bulunduğunu görürler.)

LISETTE IKINCI KAPTAN: Sanki sürükleniyor gibi gözüküyor...

LISETTE KAPTANI: Hmmm ... Üzerine doğru gidiyoruz. (telsize doğru) Burası Lisette, Kanada
balıkçı gemisi CV233, lütfen kendinizi tanıtın. (cevap gelmez) Burası Lisette, yanıt verin
lütfen. (hala cevap gelmez) (ikinci kaptana) Motorları durdur, güvertede beni bekle.

(Güvertede, el feneriyle karanlık denizi tararlar. Bir kurtarma botu görürler,
üzerinde '925' yazmaktadır.)

KURTARMA BOTUNDAN GELEN SES: Hey! Merhaba, buradayız.

LISETTE KAPTANI: Size ip atıyoruz, yakalayın, sizi gemiye çekeceğiz.

(İpi atarlar, bottaki biri ipi yakalayıp bota bağlar. Kaptan ve yardımcısı onları çekerken,
el feneriyle bottakilere bakarlar.)

LISETTE KAPTANI: Herkes iyi mi? Yaralı var mı?

(Her biri aşırı yaşlanmış bir grup adam görürler. En önde, teğmen üniforması giyen adam,
aynı teğmen Harper'a benzemektedir.)


SAHNE 3

BETHESDA DONANMA HASTANESI, BETHESDA, MARYLAND

(Scully asansörden iner ve Mulder ile karşılaşır.)

MULDER: Scully. Geldiğin için sağol.

SCULLY: Nedir bana telefonda söyleyemediğin acil mesele?

MULDER: Zaman kaybetmek istemedim. USS Ardent, donanma destroyeri, Kuzey Atlantik'te tam 42 saattir kayıp durumda.

SCULLY: Kayıp mı?

MULDER: Evet. Ne telsiz teması olmuş ne de herhangi bir sinyal alınmış.
Arama uçakları ve uydular da hiçbir şey bulamamışlar.

SCULLY: Sen şimdi koca bir geminin ve tüm mürettebatının bir anda yok olduğunu mu
söylüyorsun?

MULDER: Aslında geçen geceye kadar böyle görünüyordu. Kanadalı bir balıkçı gemisi 18 kişiyi
sağ olarak bulmuş.

SCULLY: İyi, onlar olanları anlatmış olmalı.

MULDER: Kurtulanlardan sadece biri hala hayatta. Sıkı güvenlik altında ICU'ya getirildi.

SCULLY: Nesi varmış?

MULDER: Bunu senin bana söyleyebileceğini umuyordum. (koridorun sonunda kapıda nöbet
bekleyen bir asker görürler) Benim içeri girmeme izin vermezler, ama tıbbi geçmişin
sayesinde sana geçiş kodu almayı başardım. Senin görüşlerini istiyorum. Adamın adı Harper.
Teğmen Richard Harper.

SCULLY: Mulder, nasıl...

MULDER: İşin bittiğinde ofisimde görüşürüz. Teşekkür ederim. (ayrılır)

(Hastane odasında, aşırı yaşlı görünümlü bir adam solunum makinesine bağlı yatmakta ve
başında bir hemşire beklemektedir. Scully hastanın rapor dosyasını okur.)

SCULLY: Affedersiniz, bu teğmen Richard Harper mı?

HEMŞİRE: Kol bandı öyle olduğunu söylüyor.

SCULLY: Ve kesin olarak teşhis edildi mi?

HEMŞİRE: Bütün askeri personelin parmak izi alınır. Tüm kayıtlar iki kere kontrolden geçti.

SCULLY: Öyleyse burada bir hata olduğunu düşünüyorum. Elimdeki rapora göre, Teğmen Harper 28 yaşında. (hemşire hiçbir şey söylemeden yürüyüp gider) Neden bu hasta üzerinde sistemli bir inceleme yapılmadı?

(Scully'nin arkasında, bir doktor odaya girer.)

DR. LASKOS: Benim tedavi yöntemlerimin sizin onayınızı gerektirdiğini bilmiyordum.
Bu hastadan sorumlu fizik terapisti benim. İzin belgenizi gösterin bana.

(Scully doktora rozetini gösterir, doktor inceler.)

SCULLY: Bana burada neler olduğunu söyler misiniz? Bu adamın başına gelenleri nasıl
açıklıyorsunuz?

DR. LASKOS: Bu izin belgesi geçersiz. Bunu nereden aldınız? Kimsiniz?

SCULLY: Ben doktorum ve diğer kurbanların otopsi raporlarını görmek istiyorum.

DR. LASKOS: Buna ayıracak vaktim yok. Hastamın dosyasını bana geri verin ve sizi
kovdurmadan buradan çıkıp gidin.

(Scully bir an tereddüt eder, sonra dosyayı verip odadan çıkar.)


SAHNE 4

MULDER'IN OFİSİ

(Scully geldiğinde Mulder birtakım fotoğrafları incelemektedir.)

SCULLY: Burada çok garip şeyler oluyor Mulder.

MULDER: Teğmen Harper'ı görmene izin verdiler mi?

SCULLY: Evet, birini gördüm, ama gördüğüm teğmen miydi değil miydi...

MULDER: Nasıl yani?

SCULLY: 90 yaşında görünüyordu. Yarım asır yaşlanmış gibi. Şaşırmış gibi görünmüyorsun.

MULDER: Sana bir şey göstermek istiyorum Scully. (onu üzerinde raptiyelerle yerlerin
işaretlenmiş olduğu duvardaki haritaya götürür) Bu, USS Ardent gemisi kaybolduğunda
izlemekte olduğu yoldu. Şimdi, bu tür tüm X dosyaları içinde kalkış ve varış noktalarının
izini sürüyorum. 12 Aralık 1949'da Kraliyet Donanma gemisi, Leeds ve Cape Perry
arasındayken kayboldu. Deniz durgun, hava güneşliydi. 1963'te Küba füze krizi üzerine,
mayın temizleyici bir Sovyet filosu Havana'ya hareket etti. 6 geminin tümü iz bırakmadan
ortadan yok oldu. Toplamda tam 9 açıklanamamış kaybolma saydım. Hepsi de buradan
geçmiş - 65'inci paralelden.

(Haritada Norveç Denizi üzerinde kaybolan gemilerin rotalarının kesiştiği, daire içine
alınmış noktayı işaret eder.)

SCULLY: Başka bir Bermuda üçgeni mi?

MULDER: Teğmen Harper'ın durumuna bakarsak, daha çok zamanda bir kırılma gibi.

SCULLY: (kaşlarını çatarak) Zamanda kırılma mı? Ne diy...

MULDER: Philadelphia Deneyi hakkında bir şey biliyor musun?

SCULLY: Hmm, bu bildiğim kadarıyla, İkinci Dünya Savaşı sırasında savaş gemilerini
radara karşı görünmez yapmak içindi. Ama sonra Manhattan Projesi çıktı ve bilim adamlarının
çoğu Los Alamos'a aktarıldı.

MULDER: Yalnız, bu bilim adamlarından hiçbiri Los Alamos'a gitmedi.

SCULLY: Nereye gönderildiler?

MULDER: New Mexico, Roswell'e.

SCULLY: Philadelphia Deneyi'nin uzay teknolojisi kullandığını mı iddaa ediyorsun?

MULDER: Roswell New Mexico'daki UFO kazasından 9 ay sonra, USS Eldridge gemisi sadece
radar ekranlarından gizlenmekle kalmadı, aynı zamanda Philadelphia Donanma Merkezi'nden
tamamen yok oldu. Birkaç dakika sonra yüzlerce mil ilerideki Norfolk Virginia'da ortaya
çıktı.

SCULLY: Mulder, zaman ve mekan kavramlarını hiçe saymadan böyle bir şey mümkün değil.

MULDER: Bu fizikçiler dünya üzerinde karadelikleri manipüle etmek istemiş olabilirler.

SCULLY: Karadelik mi?

MULDER: Zamanın pozitif ya da negatif ivmeye sahip olduğu portallar. Bahse girerim
askeriye 50 yıl önce başladığı işi hiç bırakmadı.

SCULLY: Yani Teğmen Harper'ın başına gelen bu mu?

MULDER: Yakında öğreneceğim. 8:30 Norveç uçağına yer ayırttım.

SCULLY: Skinner biliyor mu?

MULDER: Skinner'a raporumu teslim etmeden kendime 24 saatlik bir avans veriyorum.
Bu X-Dosyasını kendime ayırıyorum.

SCULLY: (haritaya dönüp bakarak) Seninle geliyorum. Eğer gördüğüm gerçekten
Teğmen Harper'sa, ona ne olduğunu bilmek isterim.


SAHNE 5

TILDESKAN LIMANI, NORVEÇ

(Denizcilerin olduğu kalabalık bir barda, Mulder ve Scully bir kaptanla konuşmaktadırlar.
Denizci Norveççe konuşarak harita üzerinde bir noktaya işaret eder, hayır dediği
anlaşılmaktadır, ortamdan ayrılır.)

MULDER: 5'te 0.

SCULLY: Ne oluyor Mulder? Neden bu kadar korkuyorlar? Babam hayatının büyük bir bölümünü
denizde geçirmişti. Okyanusa saygı duyardı, ama hiçbir zaman ondan korkmadı. Oysa bu
adamların gözünde korku görüyorum.

(Yan masada oturan bir adam konuşarak yaklaşır.)

TRONDHEIM: Brooklyn zaten sizi oraya götüremezdi. Daha Lofoten Basin bölgesini geçebilmek için bile buza dayanıklı kategoride bir gemi gerekir. Adım Trondheim - Henry Trondheim. Aradığınız gemi Zehar'dır. 50 tonluk, çift zırhlı bir gemi. Benim gemim.

SCULLY: Sen Amerikalısın.

TRONDHEIM: Pensacola'da doğup büyüdüm. Orada charter işleri yapıyorum. Birkaç turistten karnımı doyuruyorum.

MULDER: Beerenburg'un doğu tarafındaki deniz için ne düşünüyorsun?

TRONDHEIM: Yılın bu zamanlarında, tek gidiş en az 10 saat sürer.

MULDER: Daha önce gittin demek?

TRONDHEIM: Birkaç kere. En iyi balık avını o bölgede yapmıştım.

SCULLY: Neden herkes oraya gitmekten korkuyor?

TRONDHEIM: Efsanelerden. Hikayeler uyduruyorlar.

SCULLY: Ne gibi hikayeler?

TRONDHEIM: Dev bir taş gökten inip buzun üstüne çakılmış.

SCULLY: Meteor mu?

TRONDHEIM: Şeytani tanrı. Uzak durmakla ona tapınıyorlar. Neyse, orada tam olarak
aradığınız şey nedir?

MULDER: Birkaç şey. Sen ne kadar iyisin?

TRONDHEIM: Başka kimsenin seni oraya götürmeyeceğini hesaba katarsak, elde edeceğinin en iyisiyim.

MULDER: Ne zaman yola çıkabiliriz?

TRONDHEIM: Fiyat konusunda anlaştıktan hemen sonra.

(Mulder başını sallar.)

(Zehar gemisiyle yol almaktadırlar. Hava karanlık, ortamda yoğun sis vardır. Trondheim
öten radarı kontrol eder. Bu sırada arkadaşı Halverson, dürbünle bakmaktadır. Scully
Trondheim'in yanındayken, Mulder yüzü sapsarı bir halde tuvaletten çıkar. Scully Mulder'a
yaklaşır.)

SCULLY: Daha mı iyisin?

MULDER: Ahhh ... Babanın mirasına sahip olduğun için şanslısın.

SCULLY: Ne?

MULDER: Denize alışkın olma mirasına.

SCULLY: (gülümseyerek) Oh.

MULDER: (Trondheim'e) 12 saat oldu. Bize 10 saat süreceğini söylemiştin. Neler oluyor?

TRONDHEIM: Dediğim gibi, görüş mesafesi çok az. Bu kadar yoğun sis hiç görmemiştim.

MULDER: Varmamıza daha ne kadar var?

TRONDHEIM: Aslında, tam istediğin yerdeyiz. Hatta aradığın şeyi bulduğumuzu düşünüyorum.
Bir anda tam önümüzde, diğer anda ise hemen kayboluyor. Radarı bozan bir şey var sanki.
Aynı şekilde yön bulma sistemimi de öyle. Bunu açıklayamam.

(Radar belirip kaybolan bir sinyal göstermektedir. Halverson sisten çıkan bir geminin
ucunu görür.)

HALVERSON: Kaptan! [Norveççe bağırır]

(Trondheim gemisini geri vitese takar ama hala hızla yaklaşmaktadırlar.)

TRONDHEIM: Çarpacağız!

(Gemiler çarpışır ve dördü de öne doğru yığılırlar.)

TRONDHEIM: Halverson! Gövdedeki hasarı kontrol et!

(Dördü şimdi güvertededirler.)

TRONDHEIM: Anlamıyorum, aradığınız şey bu mu?

MULDER: USS Ardent, destroyer eskort gemisi.

TRONDHEIM: Tamam ... iyi de ne yapacaksınız onunla? Bu, bir hayalet gemi. Yani şu paslara baksanıza. Bu harabeye 20 - 30 yıldır kimse ayak basmamış.

(Mulder geminin "U.S.S. Ardent, 1991" yazılı amblemini bulur. Amblem paslanmış ve güçlükle okunmaktadır.)

MULDER: Scully. (Scully yanına gelir) Önce mürettebat bölmelerine bakalım.

(Aşağı mürettebat kamaralarına inerler. Birkaç cesetle karşılaşırlar, hepsi aşırı yaşlı
gözükmektedir, üzerlerinde beyaz bir madde kabuk bağlamıştır.

SCULLY: Mulder. Sanki mumyalanmış gibiler.

MULDER: Uzun süre önce ölmüşe benziyorlar.

SCULLY: Şu garip madde dışında.

(Scully bıçağıyla ölü adamın üstündeki beyaz kabuktan biraz örnek kesmek ister, ancak
dokunduğunda adamın eli kurabiye gibi dağılır. Çalışan motor sesi duyarlar.)

SCULLY: Neydi bu?

MULDER: Motor.

TRONDHEIM: Gemim!

(Güverteye koşarlar.Zehar'ın, Ardent gemisinden uzaklaşmakta olduğunu görürler.)

TRONDHEIM: Hayır! Benim gemim o!

MULDER: Hey!

TRONDHEIM: Benim gemimi alıyorsunuz!

MULDER: Hey!

TRONDHEIM: Hey! (çok üzgün bir halde, Mulder'ı yakasından tutar) O benim gemim!

(Halverson elini Trondheim'in omzuna koyar ve Norveççe konuşur. Trondheim, Zehar karanlık ve siste kaybolurken Mulder'ın yakasını bırakır.)


SCENE 6

(Mulder ve Scully Ardent gemisinin köprüsündedirler. Mulder telsizin ayarını yapmaya
çalışırken Scully de test etmektedir.)

SCULLY: Olmuyor.

MULDER: Tamam. (bir ayar daha yapar) Bir daha dene.

SCULLY: Yok. Sorun nedir?

MULDER: Bu her şeyi kaplayan madde telsizi de bozmuş.

SCULLY: Yani acil durum sinyali bile gönderemiyoruz.

(Trondheim'in gelişiyle Mulder ayağa kalkar.)

TRONDHEIM: Motor öyle paslanmış ki, neye benzediğini bile söyleyemezsiniz. Daha önce
hiç böyle bir şey görmemiştim. Halverson birkaç işe yarar parça bulmaya çalışıyor, ama
özetle denizin ortasında apışıp kalmış durumdayız.

SCULLY: Bu arada, telsiz de bozuk.

TRONDHEIM: Biri bana burada neler olduğunu söyleyecek mi? (Ne Scully cevap verir, ne de Mulder) Bana bakın, o gemi sadece benim ekmek teknem değil, benim yaşamımın ta kendisiydi. Düzgün bir cevap almaya hakkım var.

MULDER: Burada gördüklerimizin bir tür askeri deneyin sonucu olması muhtemel.

TRONDHEIM: Askeri deney mi?

MULDER: Maddenin zaman içinde ivmeli bir modda hareket ettiği, yapay bir zaman bandı.

TRONDHEIM: Anlayacağım dilde söyle.

MULDER: Zaman hızlandırılmış olabilir.

TRONDHEIM: Doğru. Bu en az Halverson'un "gökten taş düştü..." demesi kadar delice.

MULDER: Gemi... Gemi 1991'de denize indirilmiş. Bu kadar pas oluşumunu ve aşağıdaki
cesetlerin durumunu başka nasıl açıklarım bilmiyorum.

TRONDHEIM: (Scully'e) Bunları yutmuyorsun değil mi?

(Scully'nin cevap vermesine fırsat kalmadan, bir çığlık duyarlar. Üçü de hızlıca olay
yerine giderken bir kapı gıcırdaması duyulur. Mulder'la Scully silahları çekili, geminin
arka tarafına doğru ilerlerler. Scully Halverson'u ölü olarak bulur. Güvertede kafasından
kan sızarak yatmaktadır. Scully yarayı kontrol etmek için eğilirken Mulder ve Trondheim
gelir.)

MULDER: Ne oldu?

SCULLY: Kafatası parçalanmış.

TRONDHEIM: Kim yaptı bunu? Halverson!

(Uzaktan gelen başka bir ses daha duyarlar. Trondheim Halverson'un cesedinin başında
eğilmiş dururken, Scully ile Mulder sesin geldiği yere giderler. Geminin mutfağında,
Mulder küçük bir bölmenin kapısına yaklaşır. İçerden ses gelmektedir. Kapıyı açtığında,
örtünen ve şişeyle viski içen, çok yaşlı görünümlü bir adamla karşılaşır.)

MULDER: Kimsin sen?

KAPTAN BARCLAY: Kaptan Barclay. USS Ardent'ın yetkili subayı.

(Sonra, Mulder Barclay'e musluktan bir bardak su verir.)

MULDER: Al bakalım.

(Barclay suyu titreyen iki eliyle tutarak içer.)

SCULLY: Kaptan Barclay, seyir defterinize göre, yönlendirme sistemi devre dışı
kaldıktan sonra, mürettebatın çoğu denizde bir şey görmüş - büyüyen bir ışık.

KAPTAN BARCLAY: O, o, sisin içinden çıkıp geldi. Gecenin ortasında. Ateş gibiydi.

SCULLY: Neler olduğu hakkında bir fikriniz var mı?

KAPTAN BARCLAY: Elektrikler kesildi. Her şey durdu. Her şey. Deniz bile. Hatta rüzgar
bile. Sonra gemim, gemim gövdeden, perçinlerinin ordan kanamaya başladı.

TRONDHEIM: (gülerek) O sarhoşun teki. Sarhoş! Halverson'u da o öldürdü.Cehenneme kadar yolu var, yalanlarını dinlemek zorunda değilim!

KAPTAN BARCLAY: Yalancı değilim ben. Hepsi oldu, önce adamlarımdan birkaçı, sonra hepsi.

SCULLY: Ne oldu?

KAPTAN BARCLAY: Zaman kayboldu.

(Barcley hışırtıyla nefes alırken, Mulder ve Scully birbirlerine bakarlar.)

SCULLY: Tamam kaptan. Siz rahatınıza bakın. Size yardım etmek için elimizden geleni
yapacağız.

KAPTAN BARCLAY: Ne yapabilirsiniz? Hiçbir şey yapamazsınız. 35 yaşındayım ben.

(Mulder, Scully'i yalnız konuşmaya davet eder.)

MULDER: Halverson'u onun öldürmüş olmasına imkan yok.

SCULLY: Evet, sana bu lonuda hak veriyorum. Halverson'u öldüren darbe belli bir güç
gerektiriyordu, bu adam bir bardağı iki eliyle tutacak halde değil.

MULDER: Bu da demek oluyor ki gemide başka biri daha var.

(Ertesi sabah, üzgün Trondheim Halverson'un cesedini denize gömmeye hazırlanmaktadır.)

TRONDHEIM: İyi bir yardımcıydın. Beni yalnız bıraktın ve görevini yaptın.
Bunun, bu kadar gençken başına gelmesi çok utanç verici.

(Trondheim Norveççe birkaç kelime söyler, ardından Halverson'un cansız vücudunu denize
bırakır. Trondheim haç çıkarırken, bir adam yaklaşır ve elindeki boruyu ona doğru sallar.
Trondheim borudan eğilerek kurtulur, ama yere düşer. Boruyu vurmak için bir kez daha
havaya kaldırdığında, Mulder ortaya çıkar ve silahını doğrultur.)

MULDER: Yere bırak! Boruyu yere bırak! Bırak onu!

(Adam teslim olur. Trondheim ayağa kalkar ve boruyu uzağa tekmeler. Sonra adamı boğazından yakalar.)

TRONDHEIM: Yaptıkların için seni öldürebilirim.

MULDER: Geri çekil, Trondheim!

TRONDHEIM: O, Halverson'u öldürdü!

MULDER: Neler olduğunu öğrenebilmemiz için tek şansımız o olabilir. Baksana, bak,
yaşlanmamış. Geri çekil!

(Trondheim adamı bırakır.)

TRONDHEIM: Adı Olafsson.

MULDER: Onu tanıyor musun?

TRONDHEIM: Gildeskal'deki herkes onu tanır. Korsan balina avcısı, aranan bir suçlu.
Japon kara borsasına balina tedarik ediyor. Mavi balina, beluga balinası...

MULDER: Buraya nasıl geldiğini sor ona.

(Trondheim Olafsson'a Norveççe bir soru sorar. Olafsson'un ters cevabı, Trondheim'un ona
karşı yine hamle yapmasına neden olur, ama Mulder bunu engeller.)

MULDER: Onu daha sonra sorgularız. Scully'i yalnız bırakmak istemiyorum, başkaları
olabilir.

(Olafsson, Trondheim ve Mulder geri dönüp Scully'ye katılırlar. Trondheim Olafsson'a
Norveççe emir vererek itekler.)

MULDER: Sanırım Halverson'ı kimin öldürdüğünü bulduk.

TRONDHEIM: Mulder olmasaydı beni de öldürecekti.

SCULLY: Geminin seyir defterine göre, dört Norveçli denizci gemileri batınca kurtarılmışlar.

TRONDHEIM: Kesin Olafsson'un adamlarıdır. Gemimi alıp, onu burda bırakmışlar. Birbirinin boğazına yapışan köpekler gibi.

MULDER: Belki kaptana birkaç soru daha sormalıyız.

SCULLY: Mulder, Kaptan Barclay öldü. Nasıl oldu anlayamadım, 15 dakika içinde oldu. Aynı aşağıdaki adamlar gibi. Bu hızlı yaşlanmadan öte bir şey Mulder. Sanki tuz yığınına
dönüşüyormuş gibi.

MULDER: Madde tuz mu yani?

SCULLY: Aslında kristalli bir yapısı var, ama onun ötesinde ...?

MULDER: Tamam, hepimiz çok yorulduk. Kaptanın cesedini örtelim, Olafsson'u da bağlayıp
biraz uyuyalım. İlk nöbeti ben alıyorum, Olafsson yalnız olmayabilir.

(Birazdan, Mulder dışında hepsi uyumuştu. Mulder kronometresi sıfırlanınca, bir masanın
başında uyuklamakta olan Scully'e doğru ilerler.)

MULDER: Scully?

SCULLY: Mmmm. Yeni dalmıştım.

MULDER: Birkaç dakika daha ister misin?

SCULLY: Hayır, uyandım.

(Kafasını kaldırmasıyla birlikte yüzünün 20 yıl daha yaşlı gözüktüğünü görürüz.)

MULDER: Scully ...

(O da Mulder'ın aynı şekilde etkilendiğini görür.)

SCULLY: Mulder, ne oldu sana?


SAHNE 7

(Trondheim aynaya bakmaktadır. O da yaşlanma belirtileri göstermektedir. Mulder ve
Scully yanındadır.)

SCULLY: Zaman ivmelenmesi bir denklemdir Mulder, bir teori.

MULDER: Madem öyle, teoride mümkün. Başka ne olabilir ki?

SCULLY: Bu her neyse, bir zaman atlaması değil. Hiçbirimiz, direkt olarak gemi kayıtlarında
yazanları yaşamadık. Bunun bir zaman atlaması olduğunu gösteren hiçbir somut kanıt yok.

MULDER: Kanıt biziz Scully! Bize bak! Her dakika yaşlanıyoruz.

SCULLY: Şimdi, bu eğer hızlı yaşlanma olayıysa, neden saçlarımız beyazlanıp dökülmedi?

TRONDHEIM: (Olafsson'u göstererek) Ya ona ne demeli? Ona ne diyeceksiniz? Neden yaşlanmıyor?
(Olafsson'a Norveççe, muhtemelen hakaret sayılabilecek sözler sarf eder)

MULDER: Sakin ol, Trondheim. Enerjini sakla.

TRONDHEIM: (Mulder'a) Seni dinlemek zorunda değilim. Bunlar, senin yüzünden bunlar başımıza geldi.

MULDER: Kimse seni kolundan tutup sürüklemedi.

TRONDHEIM: Ben sizi buraya getirmek için anlaşma yaptım. Ölmek için değil.

SCULLY: Mulder, serbest radikaller hakkında ne biliyorsun?

MULDER: Bu bir sınav mı?

SCULLY: Fazladan elektron barındıran çok reaktif kimyasallardır. DNA proteinlerine
saldırabilirler, vücut dokumuzun ve hücre zarlarımızın oksitlenmesine sebep olabilirler.

MULDER: Yaşlanmamıza mı demek istiyorsun?

SCULLY: Vücudumuzun nasıl yaşlandığı konusunda egemen olan teori bu.

MULDER: Öyleyse, bir şeyin içimizde bu reaksiyonu tetiklediğini mi düşünüyorsun?

SCULLY: Bu sadece bir teori. Ama ya gemi sanki meteor gibi, devasa bir metal kaynağı
tarafından çekiliyorsa. Bu kütle belki okyanusun ta derinlerinde ya da bir buzdağına
gömülü olabilir. Ama gemiyle ikisi birlikte pozitif ve negatif kutupları oluşturup,
okyanusla birlikte dev bir aküye dönüşmüş olabilir. Bu seviyedeki bir elektromanyetik
enerji, serbest radikalleri tepkimeye sokup etki alanı içindeki her şeyin oksitlenmesine
neden olmuş olabilir.

(Trondheim yukardan yere kırmızı bir sıvının damladığını görür.)

MULDER: Mantıklı görünüyor, Scully. Paslanmanın organik eşdeğeri erken yaşlanmaktır.

TRONDHEIM: Nedir bu kahrolası şey?

(Yukarı bakarlar ve borudan sıvının sızdığını görürler.)

SCULLY: Kaptan Barclay geminin kanadığını söylemişti.

(Mulder bir miktar sıvıyı parmak ucuyla ovalar.)

MULDER: Kan değil, Scully. Pas bu. Trondheim, sen Olafsson'u gözünün önünden ayırma.

TRONDHEIM: Nereye?

SCULLY: Mulder. Nereye gidiyoruz?

MULDER: Henüz emin değilim, ama oraya varmamız için yeterli zamanımız yok.

(Mulder ile Scully geminin arkasına doğru yürürler. Mulder uzayan borulara bakmaktadır.
Sarı boru dışında hepsi koyu renklidir.)

MULDER: Şu sarı boruyu gördün mü? Tamamen paslanmamış tek boru o.

(Onlar boruyu izlerken, Trondheim ve Olafsson beklemektedirler, Norveççe konuşmaya
başlarlar.)

OLAFSSON: [Hey Trondheim, buraya gel. Sana söylemek istediğim bir şey var.]

TRONDHEIM: [Senin söyleyeceğin hiçbir şeyi bilmek istemiyorum.]

OLAFSSON: [Emin misin? O ikisi neden gitti sence? Ve neden seni arkada bıraktılar?]

TRONDHEIM: [Ne yapmaya çalıştığını biliyorum Olafsson.]

OLAFSSON: [Bana güvenmiyorsan, kendi gözlerine güven. Kaptana ne olduğunu gördün. Sadece birkaç saat sürüyor. Ama ölmek zorunda değilsin.]

TRONDHEIM: [Hepimiz ölmek zorundayız.]

OLAFSSON: [Bu şekilde değil.]

TRONDHEIM: (kızarak) [Seni neden dinleyeyim? Katilsin sen!]

OLAFSSON: [Çocuğu sadece hayatta kalmak için öldürdüm. Sen de olsan aynısını yapardın.
Hala yapabilirsin.]

TRONDHEIM: [Tamam, dinliyorum. Büyük sırrını söyle bakalım.]

OLAFSSON: Önce, beni serbest bırak.

TRONDHEIM: [Doğruyu söylediğini nerden bilebilirim?]

OLAFSSON: [Bana bak Trondheim. Sonra kendine bak.]

(Mulder ile Scully, boruyu üzerinde "atık işleme deposu" yazılı bölmeye girene kadar
izlerler. Bölmeyi açarlar, birkaç basamak indikten sonra büyük bir kapıyı açarlar. İçerde,
farelerle birlikte giysiler ve odanın kullanıldığına dair birkaç işaret daha vardır.)

MULDER: Olafsson ve adamları.

SCULLY: Neden buraya tıkılsınlar?

(Mulder geniş bir depodan akan damlaları farkeder.)

MULDER: Bu gemideki içilebilecek tek su. Biz yanıldık Scully. Sorun su. Diğer bütün sular
hastalıklı.

SCULLY: Nasıl bulaşmış?

MULDER: Bir şey geminin içme suyunun olduğu tuzlu su arıtma tankına bulaşmış olmalı.
Ama bu atık sistemindeki su sürekli işlendiği için etkilenmemiş. Bu su denizden gelmiyor.

SCULLY: Pekala, eğer dediğin doğruysa, Kaptan Barclay'yi hayatta tutan içtiği viskiydi.

MULDER: (tanka vurarak) Bu tanktaki su da bize yardım edebilir.

SCULLY: Fazla kalmışa benzemiyor.

(Geminin diğer tarafında, Olafsson paslanmış boruların yanında hareketsiz oturmaktadır,
bariz bir şekilde Trondheim tarafından öldürülmüştür. Trondheim elleriyle tuvaletten su
içmektedir.)

SAHNE 8

(Tayfaların yemek odasında döndüğünde, Mulder, elinde Olafsson'u bağladığı ip, Trondheim
ile karşılaşır. Olafsson görünürlerde yoktur.)

MULDER: Neler oldu? Onu izlemen gerekiyordu.

TRONDHEIM: Bu konu hakkında fazlasıyla üzgünüm. Dikkatsiz davranmamalıydım. İyi, ne dememi bekliyorsun? Gitti, gitti işte.

MULDER: (kızarak) Neler olduğunu bilmek istiyorum?

TRONDHEIM: Ben de sana aynısını sorayım. Onu bağlayan sendin.

MULDER: Benim düğümümde hiçbir sorun yoktu! Bu ip çözülmüş!

TRONDHEIM: Sorgulanmaktan hoşlanmam. Sana bir açıklama borçlu değilim.

(Trondheim Mulder'ın yanından yürüyüp geçmek ister, Mulder onu gömleğinden yakalar.
Trondheim da Mulder'ı tutar, karşılıklı dikleşirler.)

SCULLY: Trondheim!

(Mulder silahını çeker.)

MULDER: Bırak beni.

SCULLY: Bak, burada yapılacak çok işimiz var. İkinizin de kan ve idrar örneklerine
ihtiyacım olacak.

TRONDHEIM: Ne için?

SCULLY: Yaşlanmaya neden olan şeyi bulduk.

TRONDHEIM: Şimdi ne var? Siz ikiniz teori dolusunuz. Önce bir şey, sonra bir başka şey.
Siz ne olduğunu anlayana kadar çoktan ölmüş olacağız.

MULDER: Sorun su, Trondheim. Bir şey tuz arındırma tankına girmiş, ama atık sistemindeki
suya bulaşmamış.

SCULLY: Bu, Olaffson'u bu kadar zaman hayatta tuttu, belki bizde de süreci yavaşlatır.

TRONDHEIM: Bu iyi haber öyleyse değil mi? Ne oluyor şimdi?

(Dışarıda, gündüz vaktidir. Scully günlük tutmaktadır.)

SCULLY: (dış ses) Belirtilerin ortaya çıkmasından bu yana 18 saat 45 dakika geçti.
Hastalıklı su tuzlu olmamasına rağmen, ilkel kan testi sonuçları mümkün gözükmeyen oranda
sodyum klorür - tuz - ortaya çıkardı. Görünüşe göre bu, vücut sıvılarını harekete geçirerek,
büyük miktarda hücrenin hızla zarar görmesine neden oluyor. Etkilenmemiş su, bu süreci
Trondheim'de ve bende yavaşlattı ama Mulder'da, belki yolda buraya gelirken çok su kaybı
yaşadığından pek fayda göstermedi.

(Mulder idrar örneğini masaya koyar. Scully önceden daha yaşlı gözükse de, Mulder iyice
yaşlanma belirtileri göstermektedir ve boynunda kırışıklıklar oluşmuştur.)

MULDER: Galiba George Burns'u geçtim.

SCULLY: Hemen dönerim.

(Scully idrar örneğini odanın ilerisinde kendi el yapımı laboratuarına götürür. Trondheim,
arkasında onu izlemektedir.)

SCULLY: Eğer söyleyeceğin varsa söyle, arkamda böyle dolanmayı kes.

TRONDHEIM: Suyun ona faydası olmuyor.

SCULLY: Öyleyse belki onun dozunu ikiye katlamayız.

TRONDHEIM: Ne için? Bir göl dolusu su bile onu geri getiremez.

SCULLY: Kesin emin değiliz. Henüz.

TRONDHEIM: Ona bir bak! Yeteri kadar suyu onun için ziyan ettik zaten.

SCULLY: Sen kimsin ki karar veriyorsun?

TRONDHEIM: Hayatta kalamayacağını görmek için doktor olmaya gerek yok. Ama sen ve ben Scully ... sen ve ben ... artık kendimize bakmaya başlasak iyi olacak.

(Mulder omzunun üstünden Scully ve Trondheim'e bakar, ama onları duyup duymadığı açık
değildir. Scully, bir test tüpüne aktardığı örneğin üstüne bir damla reaktif madde damlatır. Örnek kırmızıya dönüşür.)

(Sonra, Mulder uyurken Scully günlüğünü yazmaktadır.)

SCULLY: (dış ses) Mulder'ın idrar tahlili, böbreklerinin "ağır tuz" olarak adlandırdığım
bu maddeyi süzmekte yetersiz kaldığını doğruluyor. Arıtma sistemindeki suyun ona faydası
olup olmadığı henüz belli değil. Benim için açık olan tek şey, denemekten vazgeçemeyeceğim.

(Odanın diğer ucunda, Trondheim gaz lambasını kapatarak uykuya yatar.)

(Sonra, dışarısı karanlık, Scully kafasını bir boruya yaslamış uyuklamaktadır. Uyanır ve
Trondheim'in yerinde olmadığını görür. Çarpma sesi ve suyun akma sesini duyar. El fenerini
kapıp neler olup bittiğine bakmaya gider. Bir hırıldama sesi duyar ve suyun tuvaletten
sarı boru içinde pompalandığını görür. Arıtma sistemi odasına giderek kapıyı açar. Trondheim içerde çalışmaktadır.)

SCULLY: Trondheim! Ne yapıyorsun?

TRONDHEIM: Dinle şunu. (Kerpetenle su tankına vurur) Ne bu biliyor musun? Bu cenaze çanı. Sadece birkaç galon suyumuz kaldı, belki de daha az.

SCULLY: Hepimizi birkaç gün daha hayatta tutmak için yeteri kadar var.

TRONDHEIM: Ya da birimizi, kurtarılana kadar.

(Üzerine yürür. Scully silahını çeker.)

SCULLY: Daha fazla yaklaşma.

TRONDHEIM: Ne yapacaksın? Beni vuracak mısın?

SCULLY: Trondheim, beni dinle. Donanma nerede olduğumuzu biliyor. Bu koordinatları
biliyorlar, yakında burada olurlar. O yüzden, neden şimdi geri dönüp...

(Trondheim yaklaşmaya devam eder.)

TRONDHEIM: Istersen beni vur, ama Mulder'ın bir damla daha su almasına izin vereceğimi
düşünüyorsan avucunu yalarsın.

(Scully'i odanın dışına iterek kapıyı kapatır, kapı koluna kerpeteni sıkıştırıp kendini
içeriye hapseder.)

SCULLY: Trondheim! Trondheim!

(Scully çılgınca ilerleyerek başka su kaynakları bulmaya çalışır. İçi sulu bir oyuncak ve
yağlı bir sardalya konservesi bulur. Sardalyanın suyunu dikkatlice bir bardağa boşaltır.
Geri döndüğünde, Mulder uyanmış, günlüğünü okumaktadır. Hala Scully'den daha kötü
görünmektedir.)

MULDER: Nerdeyse defterin bitiyor. Kayıt tutman güzel bir şey.

SCULLY: Trondheim kendini arıtma odasına kitledi. Bütün suyu kendine sakladı. Her yere
baktım tek bulabildiğim bu. (İçi sarı su dolu kapalı kavanozu masaya koyar.) Sardalya
suyu, yarım düzine limon suyu ve sulu bir oyuncağın içindeki su. (Mulder dudaklarını
yalar.) Evian marka değil ama ne yapalım ...

MULDER: Haydi, sen iç.

SCULLY: Hayır Mulder!

MULDER: Tek mantıklı seçenek bu Scully. Sen kadınsın. Senin yaşama şansın daha yüksek ve vücudun yağ dokularında daha fazla su biriktiriyor.

SCULLY: Senin içmen için daha fazla sebep var.

MULDER: Yardım gelene kadar senin daha fazla hayatta kalma şansın var.

SCULLY: Yapma böyle, Mulder.

MULDER: İnatçı olma, Scully. Haklı olduğumu biliyorsun.

SCULLY: Zaten bir şey değiştirecek kadar suyumuz yok.

MULDER: Belli olmaz.

(Mulder kavanozu ona doğru iter. Scully önce Mulder'a sonra kavanoza bakar, ardından
gözlerini bir süre yere kaydırır.)

SCULLY: Hayır.

(Metal bir gıcırdamayla beraber gemi sallanmaya başlar. Mulder ve Scully yere düşerler.
Masanın üstündeki kavanoz titremektedir. Atık deposunda Trondheim de yere düşmüştür.
Yemek odasında, Mulder ve Scully tekrar yerlerine otururlar.)

SCULLY: Neydi bu?

MULDER: Dış gövde sonunda pastan tamemen çatırdamış olmalı. Yani demek oluyor ki şu an su alıyoruz.

SCULLY: Mulder... su.

(Kavanoz yerdedir, kırılmıştır. Gemiden başka garip sesler gelmeye devam ederken
birbirlerine bakarlar.)

(Atık odasında, çoğu boru patlamış ve su fışkırtmaktadır. Aniden sular coşar ve her taraf
su dolmaya başlar. Trondheim kapıyı açmaya uğraşmaktadır.)

TRONDHEIM: Ahhh! Açamıyorum! Yardım edin! Yardım edin! Yardım edin!

(Oda suyla dolarken kapıyı yumruklamaya ve bağırmaya devam eder. Ardından sessizlik olur,
boğulmuştur.)


SAHNE 9

14 SAAT SONRA

(Mulder, şiddetle titremekte ve Scully günlüğünü yazarken yanında oturmaktadır.)

MULDER: Hep yaşlandığımda belki bir yerlere vapur gezisine giderim diye düşünmüşümdür.
Düşündüğüm şey tam olarak bu değildi. Bu gemideki servis berbat Scully. (Scully gülümser.)
Bu haksızlık. Bizim vaktimiz daha dolmamıştı. Hala yapmamız gereken işler var.

(Scully kalemini bırakıp Mulder'a döner.)

SCULLY: Mulder ... beni bulduklarında, doktorlar, hatta ailem bile ümidi kestiğinde,
sana daha önce bahsetmediğim bir deneyim yaşadım. Şimdi bile bunu sözcüklere dökmek çok
zor. Ama, emin olduğum bir tek şey var. Bu hayattan ne kadar eminsem şundan da o kadar
eminim, herşey sona erdiğinde korkacak hiçbir şeyimiz yok.

(Mulder kendi tarafına çöker.)

MULDER: Çok yorgunum.

SCULLY: Uyumalısın.

(Mulder'ın alnını okşar.)

(Sonra, Scully günlüğünü yazmaktadır.)

SCULLY: (dış ses) Ajan Fox Mulder 12 Mart sabahı yaklaşık saat 4:30'da bilincini kaybetti.
Onun ya da kendim için yapabileceğim daha fazla bir şey yok. Elimizdekiler bitti, 24
saattir ne yiyecek ne de içecek tüketilmedi. Geminin dışı muhtemelen suya dayanamadı, ama
şimdilik iç gövde gemiyi ayakta tutuyor. Halverson'un eşyaları arasında Norse efsanesini
anlatan bir çocuk kitabı buldum. Söyleyebileceğim kadarıyla, resimleri dünyanın sonunu
anlatıyor - İncil'in bize öğrettiği gibi ani bir ateş fırtınası ya da lanetlenme gibi
değil, yavaşça kaplayan bir kar battaniyesi gibi. İlk önce ay ve yıldızlar yoğun beyaz
bir sisle kaybolacak, sonra nehirler ve göller ve deniz donacak. Sonunda Skoll isimli bir
kurt çenesini açacak ve dünyayı sonsuz karanlığa gömerek güneşi yutacak. Sanırım kurt
kapıya dayandı.

(Scully kalemini bırakıp gözlerini kapatır.)

(Sonra, kurtarma ekibi gemiye çıkar ve alt güverteyi el feneriyle arar. Yemekhane bölümünde
Mulder ve Scully'i ayrı köşelerde baygın vaziyette bulurlar. Scully'nin günlüğünü de
alırlar.)

(Çok sonra, Dr. Laskos, Bethesda Donanma Hastanesi'nde Scully'nin gözüne, tepkisini ölçmek
ve uyandırmak için ışık tutmaktadır. Scully çok daha iyi gözükmektedir.)

DR. LASKOS: Ajan Scully? Ajan Scully, beni duyabiliyor musunuz?

SCULLY: (homurdanarak) Mmmm. Evet.

DR. LASKOS: Sizi kurtaralı 36 saat oldu. Sizi yüksek konsantrasyon filtreli diyalize
soktum. Görülüyor ki iyi netice aldık. Elektrolit seviyeniz neredeyse normal ve sıvı
oranınız da eski haline döndü.

(Scully gözlerini açar, yutkunur ve kafasını çok az kaldırır, ama kafası tekrar yastığa
düşer ve gözlerini kapar. Zihni açılırken, kafasını yeniden kaldırır.)

SCULLY: Mulder? Nerde o?

(Sağına bakar ve Mulder'ı yandaki yatakta görür, halen baygın vaziyettedir, ama daha iyi
görünmektedir.)

DR. LASKOS: Endokrin sistemi sizinkinden daha kötü durumdaydı. Açıkçası, başarabileceğini sanmıyorduk - ta ki bunu bulana kadar. (Scully'nin günlüğünü gösterir.) İzlenimlerinizi baz alarak ona sentetik hormon tedavisi uyguladık, işe yaradı.

SCULLY: Buna neden olan her neyse hala orada. Donanma birimiyle konuşmam lazım. Tuzu analiz etmemiz için gemiyi kurtarmalıyız...

DR. LASKOS: Ajan Scully, gemi su alıyordu. Sizi kurtardıktan sonra bir saat içinde battı.

(Kuzey Atlantik'in sisle örtülü kapanış görüntüsü)

[SON]

Çeviren: Sinan SÜER





TheXFiles-TR isminin kullanım hakları İzmir 14. Noterinden alınan belgeyle sayfamız adına kayıt altına alınmıştır. TheXFiles-TR isminin başka kişi,kurum ve Internet siteleri tarafından kullanılması yasaktır. Site içerisinde yer alan tüm haber, metin, ve diğer içerik thexfiles-tr.net 'e aittir. Hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet vs.) izinsiz kullanılamaz. Sitemizin Beyin Atölyesi, Fanfic, Fanart bölümlerinde yayınlanan yazı, resim vb. eserlerin sorumlulukları, sahiplerine aittir. Alıntı, kopya olduğu anlaşılan eserler derhal silinecektir.

Bu site The X Files hayranları tarafından hazırlanmış, dizinin Türkiye'deki hayranlarına kaynak teşkil etmesi için tamamen amatör sebeplerle oluşturulmuş bir sitedir. 1013 Productions ve 20th Century Fox ile hiçbir bağlantısı yoktur. The X Files ile ilgili tüm haklar, bu şirketlere aittir.

Copyright © 1999-2006 TheXFiles-TR